İngilizce öğretmenliği yaptığım 13 senenin son 7 senesi aynı okulda çalıştım. Çalışma koşulları o kadar rahattı ki bu okulun, bir kaç kere farklı sebeplerle ayrılmayı düşündüysem de, her seferinde vazgeçip kaldım. Ta ki geçtiğimiz seneye kadar.
Okulun İngilizce bölümünde yeni bir yapılanmanın düşünüldüğü söylendi bize, iki yabancı öğretmen işe alınacaktı. Bir süre sonra fark ettik ki, bu, biz 7 Türk İngilizce öğretmeninden birinin işten çıkarılması anlamına geliyordu. Bir an bile çıkarılacak olanın ben olabileceğimi düşünmedim. Bölümdeki en eski öğretmendim, performansım, insan ilişkilerim takdir ediliyordu hep, küçük yaş grubunda çok deneyimli, çok başarılı falan filan olduğum herkesçe biliniyordu. Yine de, birinin gideceği belli olduğunda, diğer 6 iş arkadaşım gibi ben de giden ben olursam ne olur, ne yaparım diye düşünmeye başladım. Bir kere Ece’ye kardeş yapma çalışmalarını hızlandırırdık, bir sene başka bir okulda çalışmaz ara verirdim, üstüne bir de iyi bir tazminat alırdım, yani bu durum benim için bir fırsat olurdu. Tekrar belirtmemde fayda var, bunları düşünürken, ve hatta orda burda, bölüm başkanımın falan yanında paylaşırken, bunun benim başıma gelme ihtimalini sıfırın altında görüyordum. Ama, benim başıma geldi.
Bir gün okul yönetim kurulu başkanı beni çağırdı, ‘çok üzgünüz.’ dedi, ‘sorun kesinlikle performansınız değil.’ dedi, ‘her şey matematiksel.’ dedi (bu sonuncusunun tam olarak ne anlama geldiğini bugün bile bilmiyorum.) Sonuç olarak işten çıkartılmıştım, inanılmaz bozuldum, çok kızdım, çok boşlukta ve başarısız hissettim, kalbim kırıldı. Serkan’la bir işe başvurmamam yönünde karar verdik, çünkü inşallah bir bebek sahibi olacaktık, peki ama o zaman, hiç işsiz kalmamış olan ben, bir sene boyunca ne yapacaktım? Çok hırslandım, bir web sitesi tasarlamaya karar verdim, çok iddialı eğitimler almaya karar verdim, seneye en havalı okullardan teklif almanın tek hedefim olmasına karar verdim. Beni çıkardıklarına pişman olmalı, değerimi anlamalılardı, falan filan. Bütün bu negatif hislerim tam 9 gün sürdü. İşten çıkarıldıktan 9 gün sonra hamile olduğumu öğrendim…
Birden herşey değişti. Bütün hırslarım, kızgınlıklarım uçtu gitti. Çıkarıldığım gün çalışmamaya karar vermiştim ve daha bilmiyor olsam da hamileydim, yani aslında sene ortasında doğum iznine ayrılacak ve çalışmaya diğer iş arkadaşları kadar ihtiyacı olmayan biri olarak acaba yönetim doğru bir seçim yapmış olabilir miydi? Sonuç olarak, hamile olduğumu öğrendiğim gün, hırssız, sinirleri alınmış, lokum gibi bir ev hanımı doğdu:)
Şu an itibarıyla, yaklaşık 5 aylık ev hanımıyım. Sanıyorum 4 yaşımdan beri ilk kez sabah kalkıp gitmek zorunda olduğum bir yer yok. Temizlik ve ev işinde de yardımcılarım olduğu için tam olarak ev hanımı bile sayılmam sanırım, çünkü evde de yapmak zorunda olduğum pek birşey yok. Günlerim, yaklaşık 6,5 aylık hamile göbeğimi ve içinde bir an durmayan kızım Lal’i severek, uyuyarak, yürüyüş yaparak, dizi seyredip kitap okuyarak, arada bir arkadaşlarımla sosyalleşerek, yani sürekli bir tatil modunda geçiyor, ve sanırım, hayatımda hiç bu kadar huzurlu olmamıştım.
Kızlarım, siz bunları okuyacak kadar büyüdüğünüzde ne iş yapıyor olacağımı hiç bilmiyorum, ama tek bildiğim şey, bu göbek büyütüp kebap yapma halinin geçici olduğu ve henüz emekliye ayrılmamış olduğum. 2,5 ay sonra sürekli acıkıp ağlayan bir bebeğim olacağı için, zaten bu tatil dönemini o zamana kadar uzatma hakkını görüyorum kendimde. Sonrasında da, aslında tahminimden de çok sevdiğimi anladığım öğretme işine bir şekilde geri döneceğim.
Bana, bu huzur ve keyif dolu günleri geçirme fırsatı veren eski okul yönetimime ve bu süreçte, pek bir geliri olmayan karısına maddi imkanlarını seferber eden çok sevgili kocama teşekkürü bir borç biliyorum:)
Ev hanımı Mekik