Ben çok üşengeç bir insanım! Kızlarımın bu blogtan benimle ilgili ilk öğrenecekleri şeyin bu olması biraz üzücü ama maalesef gerçek bu. Bunun en net kanıtı bu blog. Böyle bir blog açıp canım ne isterse yazma fikri aklıma geleli tam 1,5 sene oldu. 1,5 sene sonra bugün bu blogu açtım ve ilk yazımı yazıyorum, dolayısıyla ilk yazıyla ikincisi arasında ne kadar zaman olur, bu blogu hayal ettiğim gibi bir günlük olarak kullanabilir miyim, zaman gösterecek…
Neden bir günlük tutma ihtiyacı duyduğuma gelince. Aslında bu fikir aklıma geçen yaz kocama hazırladığım sürpriz 35. yaş günü partisi hazırlıkları sırasında geldi ama o parti başlı başına bir yazıyı hak ediyor, şimdilik bu kadar değineceğim. Ece şu anda 4 yaşında ve her günü dolu dolu geçiyor. Okulda yeni şeyler öğreniyor, eve gelir gelmez dışarı çıkıp arkadaşlarıyla oynuyor, benimle aktiviteler yapıyor, hafta sonları zaten her dakika O’nun zevkine göre planlanıyor. Bir de üstüne bir kardeşi olmak üzere, kim bilir küçük, güzel kafasından neler geçiyor. Ama acı olan şu ki, Ece bu yıllarını hiç hatırlamayacak! Ne bu yıllarda yaptıklarını ne de bu yıllarda, yani 35’li yaşlarında anne-babasının nasıl insanlar olduğunu hatırlayacak bundan 10 yıl sonra. Fotoğraflar, videolar hislerimizi bir yere kadar yansıtabiliyor, oysa hayatta o kadar çok şey oluyor ve herşeyden öyle çok etkileniyoruz ki bu olan bitenlerin bir kaydını tutmak çok gerekli, bence. Özetle, canım kızlarım, şu anda bu yazıyı okuduğunuza göre, artık büyüdünüz demektir ve ya ilerleyen sayfalarda her başıma geleni yazıp kafanızı şişirmekteyimdir, ya da bu blog amacına ulaşamamış ve sadece annenizin 30’larında ne kadar üşengeç bir insan olduğunu öğrenmenize yaramıştır! Sonuç her ne olursa olsun, bu ilk yazıyı yazmak bile çok güzel. Bugün pazartesi, saat 11 olmak üzere ve an itibarıyla biz Mekiklerin durumu: babamız saatler önce işe, Ece okula gitti, Lal karnımda fıldır fıldır dönüyor, büyük olasılıkla ‘yazmayı bırak da git birşeyler ye!’ diyor ve ben anne Mekik, çook acıktığım için sözlerime burada son veriyorum.