Annelik anne olacağını öğrendiğin gün başlıyor. O anda kendini ve dolayısıyla henüz bir su damlasından ibaret olan bebeği koruma hissine kapılıyorsun. İlk haftalar riskli hamilelikte, bir çok arkadaşım ilk 3 ay içinde kaybetti bebeğini, bu çok da normal sayılan bir durum; dolayısıyla ilk haftalarda çok havaya girmeme, hamileliğin devam etmeme olasılığına karşı hazırlıklı olma gibi bir eğilimin oluyor ama aslında o ilk anda havaya girmiş, bir nevi anne olmuş oluyorsun. O nedenledir ki tüm o söz ettiğim arkadaşlarımın haftalar hatta aylar sürdü tekrar kendilerine gelip üzüntülerini atlatmaları.
Buraya kadar yazdıklarımın annenin bebeğine olan sevgisiyle ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Sevgi değil hissedilen, koruma içgüdüsü, doğal bir dürtü ama sevgi değil. Asıl sevgi etkileşimle birlikte başlıyor. 4.ay civarında karnında minik minik hareketler hissetmeye başlıyorsun. Hamileliğin sonlarına doğru bu hareketler hayatının bir parçası oluyor, şekerli birşey yiyorsun artıyor, dokunduğun yerden minik bir el, dirsek, diz falan olduğunu tahmin ettiğin bir çıkıntı fırlıyor. Dediğim gibi aylarca günün istisnasız her anında olan bu şey, her defasında gülümsememe neden oluyor.
Sonra hamilelik bitiyor ve aylarca kelimenin tam anlamıyla içli-dışlı olduğunuz bu minik insanı ilk kez kucağınıza alıyorsunuz. İlk günlerde kendisi sadece açlığa ağlayarak tepki verebilen, çevresinde olan bitenden tamamen habersiz bir varlık olarak hayatını sürdürse de sonraki haftalarda annesinin sesini kokusunu tanıma, minicik eliyle parmağını sıkı sıkı tutma, annesi kucağına aldığında ağlamayı kesip sakinleşme gibi ilk yakın hissetme ve hatta sevme belirtileri göstermeye başlıyor ve annenin ucu açık sevme potansiyeli tam gaz artıyor:)
Dün gece Ece’yi yatağında kontrol edip üstünü örterken farkettiğim birşey bütün bunları yazmama neden oldu. Ece 4,5 yaşında ve O’nu hiç şu andaki kadar çok sevmemiştim. Hamileliğin ilk haftalarında başlıyor bu sevgi, her etkileşimde katlanarak büyüyor, ve 4,5 sene sonu itibarıyla büyümesi hala artıyor:) O’nu bu kadar çok sevmemde gerçekten çok sevilesi bir insan olmasının etkisi olabilir mi, genel olarak sevilen bir insan benim canım kızım, ama öyle olmasaydı da, bu kadar iyi kalpli, güleryüzlü, güzel ve sempatik olmasaydı da bundan daha az sevmezdim sanki.
Farkettiğim birşey daha var ki, bu bendeki annenin çocuğuna hissettiği sevgi, öğrenilen birşey. Dolayısıyla sanki 2.çocuklar bu sevgiyi öğrenmiş bir annenin çocuğu olarak biraz avantajlı doğuyor olabilirler mi? Ben Lal’i herşeyden çok beni ablası gibi sevme ihtimali için seviyor olabilir miyim? Ablasıyla şu anda geldiğim sevgi seviyesine Lal’le çok daha kısa zamanda gelmem – yine ablasının varlığı sayesinde- mümkün müdür? Kesin olarak bildiğim iki şey var: Ece’ye olan zaman zaman korkutucu bile olabilen bu sevgim ve bağlılığımı göz önüne alınca, hem O’nun hem benim -ve kocamın- akıl sağlığı için 2.bir çocuk yapmak çok yerinde bir hareketti ve Lal’ i şimdiden dünyalar kadar seviyorum. Dünyalar kadar sevdiği 3 insan olan çok şanslı ve hamilelik yüzünden hormonları tavana vurmuş, biraz fazla duygusal bir insanım ben. Bir kaç hafta içinde normale dönene kadar böyle duygu yüklü yazılar yazmaya devam edeceğim, izninizle:)
