Mekiklerin hayatı

(Şu anda yaklaşık 38 haftalık hamileyim, göbeğimin büyüklüğü tarif edilemez, 10 gün sonra ikinciye anne olacağımdan başka birşey düşünemiyorum! Ama bu yazı hamilelik, bebek, bebeğin eksikleri, yapmam gerekenler vs. hakkında değil; çok beklenmedik birşey yapıyorum ve ‘2013 yılı sonu itibarıyle tek çocuklu Mekik evinde günler nasıl geçer?’ konulu bir yazı kaleme alıyorum. Bu yazıda belirtilen gerçeklerin 10 gün sonra geçerliliğini yitireceğinin ve bu evde günlerin bambaşka şekilde geçmeye başlayacağının da farkındayım.)

Kocam ve ben hiçbir zaman çok çılgın bir sosyal hayata sahip bir çift olmadık. Daha doğrusu, kocamda beni tanımadan önce belli bir potansiyel vardı, cuma geceleri sabahlamak bir rutindi kendisi için, ama benim gibi, uyku ihtiyacı herşeyden daha önemli bir insanla karşılaşmasıyla birlikte her geçen yıl daha evcimen bir insana dönüştü. Bu durumdan hiçbir zaman mutsuz görünmedi, sonuçta ne o, ne de o çılgın gece hayatına elimden geldiğince ayak uydurmaya gayret etmiş olan ben, o günlerdeki gibi 20 lerimizde değiliz artık. Zevk aldığımız şeyler de fiziksel ve yaşamsal koşullarımız da değişti; daha durağan hobiler edindiğimiz gibi, 35 ve sonrası yaşların tartışılmaz fiziksel yorgunluğu kadar ertesi sabah zıplayıp bağırarak yatağımıza gelecek olan canımız kızımız Ece de çılgın gece hayatını rafa kaldırmamızda etkili oldu. Evde tek başına bırakamayacağınız bir çocuğunuz olunca gece herhangi bir aktivite için dışarı çıkmak son derece komplike bir hal alıyor zaten. Son senelerde gece yarısından sonra eve dönmemizi gerektiren herhangi bir plan yaptığımızda, ki bunlar birkaç konser ya da arkadaşlarla fasıla gitmekti ve sayıları da çok fazla değildi, ya kayınvalidemler yani babadiler bizdeydi ya da ailemizin ablası Aygül’den kalmasını rica ettik. Aygül Ablamız – ki kendisi Ece’nin 15 aylıktan beri bakıcı ablasıdır, Lal’in giysilerini öpüp koklayan ve kendisini dört gözle bekleyen nadide bir insandır, ve hakkında başlı başına bir yazı yazılmayı hak eder- şu ana kadar ortalama haftada bir kere Ece’nin uyku saatinden sonra da kalıp bizim başbaşa yemeğe ya da sinemaya gitmemize olanak sağlamaktaydı. Tabi, ortada biri minnacık iki çocuk olunca böyle bir hizmeti uzunca bir süre kendisinden isteyemeyeceğimizi düşünüyorum.

Evdışı çocuksuz sosyal hayatımızın başbaşa ya da nadiren arkadaşlarla yenen bir yemek ve/veya sinemaya gitmekten ibaret olduğunu söylesem yanlış olmaz, sanırım. Görüştüğümüz arkadaşlarımızın da hemen hemen hepsinin Ece yaşlarında çocukları olduğu için bu tarz aktiviteleri de çocuklu ve hatta genelde ev ortamında yapmayı tercih eder olduk. İki çocuklu hayatı deneyimlemesine sayılı günler kalmış ve çocuğunu büyütmüş olmanın rahatlığını bir kaç seneliğine rafa kaldırmak üzere olan bir insan olarak, alkol, dans ve hafiften dağıtma içeren nispeten çılgın aktiviteleri daha sık yapmalıymışız, asıl bunlar deşarj olmayı sağlıyormuş diye düşünmeden de edemiyorum şimdi.

Akşamları Ece okuldan geliyor, benden sürpriz bir yiyecek istiyor. Genellikle kurabiye, bisküvi, bonibon vs.gibi bir şeyler atıştırıyor. Bunu yaparken ben de O’nu mıncıklayıp öpme fırsatı buluyorum bol bol. Bir kaç hafta öncesine kadar geldiğinde evcilik ya da Barbie bebekleriyle oynamak favorisiydi, çünkü ben de O’na eşlik edebiliyordum, ama son zamanlarda benim için yerde oturmak oldukça zorlaştığı için genellikle puf ya da koltuk üzerinde puzzle yapmak ya da televizyonda çocuk kanallarındaki çizgi filmleri seyretmek evde yaptığı ilk aktiviteleri oluyor. Babası gelene kadar yemeğini de yemiş oluyor Ece, son dönemde nohut, ıspanak ve pırasayı diyetine eklemiş olmasının mutlululuğu içindeyiz:) Sonra babasıyla mıncıklaşma, güreşme, okulda yaptıklarını paylaşma içeren paylaşımlarda bulunuyor. Son dönemde geceleri çok geç -10 – 10:30 arası – uyumasından şikayetçiyiz, kısa bir süre sonra bir kardeşi olacağı, evin bir süreliğine O’nu şımartmak için sıraya girmiş insanlarla dolup taşacağı ve sonrasında da benim her ikisinin uyku saaatlerinde yalnız olma ihtimalimi düşününce şu anda Ece’yi herhangi bir konuda düzene sokmaya uğraşmıyoruz. İlerki günlerde bir çözüm bulacağız. Ece genellikle uyurken de bizim yatağımızda yatıp televizyon seyretmek istiyor, biz en azından bu konuda bir düzen oturttuk denebilir, artık yatağına yatıyor, ben ya da kocam O’na kitap okurken uyuyakalıyor.

Kocamla birlikte yemek yiyip kızımızı uyuttuktan sonra çay& abur cubur eşliğinde film ya da dizi seyretme saatlerimiz başlıyor. Haftada iki ya da üç adet Amerikan dizisini intenetten izleyerek takip ediyoruz, ya da birimizin uyuyakalması nedeniyle bir kaç günde bitirebildiğimiz bir Hollywood filmine devam ediyoruz. Haftanın belli günlerinde Türk haber kanallarında takip ettiğimiz bir iki haber programını izliyoruz (kızlar, siz bunları okurken, Türkiye’de iktidar partisi ne olacak ve yaşam koşulları şimdikinden ne kadar farklı, ne kadar merak ettiğimi anlatamam. Biz ülkenin yönetimi söz konusu olduğunda hayatımızın en enteresan, en tartışmalı, ve ne yazık ki en negatif zamanlarını yaşıyoruz, bu konuları böyle hafif bir yazının içine sıkıştırmak doğru değil, ama şu kadarını söyleyebilirim ki, Türkiye’deki politik gündem en heyecanlı aksiyon filmlerini bile aratmıyor son dönemde.) Dolayısıyla, ‘ne olacak bu ülkenin hali?’ sorunsalını da masaya yatırmaktan geri kalmıyoruz:)

Sitemizi çok seviyoruz. Ece’nin birlikte büyüdüğü arkadaşları var bu sitede, bunun İstanbul gibi bir metropolde büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Sitenin çay bahçesi, oyun parkı, tenis kortları gibi ortak alanları çocukların birlikte zaman geçirmesine çok uygun, güzel havalarda çıkıp saatlerce oynuyorlar. Ece’nin kankaları Ece, Ada, Duru, Meray, Miraç, İpek, Sarp, Darya ve diğer çocukların anneleriyle de ben çok iyi arkadaş oldum, sitemizde anne-kız bir kanki grubu kurduğumuz söylenebilir:)

Ece birkaç hafta önce haftasonları drama ve bale derslerine başladı. Her iki derse de bayılıyor, cumartesi ve pazar sabahları olan bu derslere Lal doğduktan babasıyla başbaşa gidecek:)

Haftasonları en az bir günü abim ve ailesiyle geçiriyoruz, genellikle onlar bize geliyor, hava güzelse Engin Teyze ve Apdullah Amcaların evinin bahçesinde mangal, değilse bizde yemek yiyoruz. Kızları -Derin, Ece ve Nehir – açık havada bir yerlerde oynatma fırsatımız olmazsa bizim evde Ece’nin oyuncaklarıyla saatlerce çok güzel oynuyorlar. Gittiklerinde ev darmadağın oluyor, gürültüden kafamız şişmiş oluyor, Ece’nin oyuncaklarını toplamak saatler alıyor; yine de haftanın en güzel anları bu kalabalık, gürültülü, her yaştan bir sürü insanın bir arada geçirdiği anlar. Bir kaç ay sonra abimler de bize çok yakın olan yeni evlerine taşınacaklar, kızların arasına yeni bir tane daha katılmış olacak ve bu kocaman aile formatındaki aktivitelerimiz artarak devam edecek. Çocuklarımızın bu şekilde büyümesi çok ama çok güzel…

Böyle yazıya dökünce çok renkli görünmediğinin farkındayım, ama kızlarım, inanın son derece güzel bir hayatımız var. Lalcim, senin doğmanla hayatı birinci dereceden etkilenecek bir sürü insan var, mesela, ve bence, kocaman aile olmanın doğal bir sonucu olduğu için çok güzel. Senin doğmanla bu tabloda ne gibi değişikliklerin yaşandığını da ilk fırsatta yazacağım, söz…

Yorum bırakın