Nerde kalmıştık?- part 1

(Bu yazıyı yazmaya başladığımda yaz tatilimin başındaydım, Ece’nin yaz okulunun ilk günüydü, vs. Ama ben ne yaptım, bu yazıyı yazmaya başladığımı unuttum! Dolayısıyla, yaklaşık 7 hafta sonra, tekrar tamamlamaya çalışmaya tenezzül bile etmeden böyle yarım yamalak post ediyorum. Napalım, ben böyleyim…)

Ben bu blog işini beceremedim. Daha doğrusu, benim neyime blog yazmak! Hayatımın açık ara en yoğun senesini geçirdim, kocamla iki laf etmek bile lükstü, koltukta uyuyakalmamayı becermek bir başarıydı; benim neyime blog yazmak! Buraya kadarmış deyip bloggerlığa burada son vermek bir seçenek, ya da şu anda olduğu gibi tıngır mıngır, yılda ortalama iki entry ile götürebilirim de. Her ikisi de sevimsiz seçenekler, hayatımdaki son gelişmelerle birlikte performansımda ufak da olsa bir iyileşme olması umuduyla bir süre daha takılmayı tercih ediyor ve sadede geliyorum…
Ayda yılda bir yazınca, günlük formatında değil bilgi güncelleme şeklinde gelişiyor yazılarım, haliyle. Yaz tatilimizin başladığı şu günlerde durumlarımız şöyle özetlenebilir: Ece anaokukunu bitirdi ve. 1.sınıfa geçti. Tan Sağtürk’teki ilk senesini de geçen hafta tamamladı, yüzlerce insanın önünde ağzımızın açık kaldığı, olağanüstü bir gösteride sahne aldı; bir ara ağlamaktan izleyemeyeceğimi düşündüm. İnsanın kendi öz çocuğunun artık baya baya büyüdüğünü açıkça gösterdiği böyle durumları algılayabilmesi, kabullenebilmesi ve normal karşılayıp duygulanmamayı başarabilmesi kolay olmuyor. Ece son derece rahat, güzel, güleryüzlü, özgüvenli ve keyif aldığı her halinden belli olur bir halde çıktı sahneye, nefesimizi kesti, gurur duyma sınırlarımızı zorladı, hayran olduk kimbilir kaçıncı kez öz kızımıza. Şu anda da yaz okulundaki ilk gününde, jimnastik yapıyor. Her yeni duruma, karşılaştığı her yeni insana inanılmaz iyi uyum sağlıyor, sanki hep durumun içinde, hep o insanlarla birlikte gibi rahat davranıyor ve bizi her seferinde şaşırtıyor. Genel olarak her durumdan keyif almasını biliyor. Bu noktada kendimize de pay çıkartmamız doğru olabilir, sanki, biz de O’nun zevk almayabileceği hiçbir ortama sokmuyoruz O’nu. O da mutlu bir insan olması için gösterdiğimiz çabaları takdir edercesine, hep mutlu, halinden hep memnun -maaşallah ,- gülümsüyor, kahkahalar atıyor, şarkı söyleyip dans ediyor. Canım, ipek saçlı, dünya güzeli kızım benim…

Bir de iki numaramız var, tabi. O’nu da bir sonraki yazımda anlatayım o zaman…

Yorum bırakın