Günlerden salı, iş çıkışı kuaföre geldim, saçım insan içine çıkılamaz halde çünkü. Aslında istediğim ve ihtiyacım olan şey iki saat kadar uyumak, ama bunun imkansız olduğunu bildiğim için ihtiyacım olan bir diğer şey olan saçımı toparlatmaya karar verdim ve sürünerek kuaföre geldim. Gün içinde aynaya bakıp saçımı kestirip ve boyatmayı daha fazla erteleyemeyeceğimi fark edip son dakikada gelmeye karar verdiğim için kitabımı yanıma almamışım – Fi, Azra Kohen -, ben de her zamanki gibi ihmal ettiğim bloguma bişeyler yazarak değerlendiririm bu zamanı, o halde. Bu yazımı, dün itibarıyla 22 aylık olan dünya tatlısı, şişkoşu ve oburu minik kızım Lalişkoma ayırıyorum, duyrulur.
Lal, kalabalık ve bebek mıncıklamayı özlemiş bir aileye ve kalabalık ve bebek mıncıklamayı daha da çok özlemiş bir komşu ‘Sinpaş’ teyzeler grubunun içine doğdu. Şu andaki, kapıya gelen kurye abilerden restoranlardaki garsonlara, her yaştan tüm insanlarla anında muhabbeti kuran ultra sosyal kişiliğini, doğduğundan beri elden ele dolaşıp bolca mıncıklanmasına bağlıyorum ben şahsen. O kadar güleryüzlü, canayakın ve insanlara hemen ısınan bir çocuk ki, bulunduğu ortama pozitif enerji yayıyor resmen. Bir de çok komik bir insan kendisi; hiç susmadan yarım yarım konuşmasını, kendine has yaylanarak yürümesini, her fırsatta dans etmesini, kerevizden börülceye enginara kadar istisnasız her yemeği hapır hupur elleriyle lüpletmesini seyretmek müthiş zevkli. Sanki her geçen gün daha tatlı oluyor gibi, canım benim. Bir de, çok güzelleşti, çok güzel ve çok sosyal bir kızımız daha var artık😊
Lal’den bahsedip ne kadar hareketli, haylaz, biraz da inatçı olduğuna değinmemek yanlış olur. Sandalyeleri muhtelif masa, tezgah, lavabo ve dolapların önüne taşıyıp, üstüne çıkıp tehlike yaratacak hiçbir fırsatı kaçırmıyor, kurcalanmadık çekmece bırakmıyor, lavaboların içine oturup kendi kendine bıcı bıcı yapıyor muzır kızımız. Bizim sandalyeleri kaldırmamız, dikkatini başka bir şeye çekmeye çalışmamız pek bir işe yaramıyor, yine bildiğini okuyor kendisi. Biraz daha büyüyüp tehlikelerin daha fazla farkına varmaya başlayana kadar hemen yanında beklemeye devam etmekten başka çaremiz yok…
Ece ve Lal genellikle çok güzel oynuyorlar birlikte. Kovalamaca, okulculuk en sorunsuz oynadıkları oyunlar. Oyuncaklarla oynarlarken bir süre sonra birinin elindeki oyuncağı diğerinin istemesi, Ece’nin Lal’in elindeki bir oyuncağı çekerek alması, bu sırada Lal’in biraz da canının yanması gibi sorunlar çıkabiliyor. Birinin ya da ikisinin birden ağlaması sonrasında kocam ya da benim oyuncağa el koymamızla, ağlayana ya da ağlayanlara sarılıp sakinleştirmemizle olay tatlıya bağlanıyor. Lal’in çok büyüdüğünü, Ece’nin de aslında o kadar da büyümediğini görmemizi sağlayan olaylar bunlar. Zaman zaman anlaşamıyor gibi görünseler de birbirlerini çok seven, birbirleri için vazgeçilmez olan iki kanka oldular şimdiden.
Şimdi, eve gidip kızlarıma sarılma zamanı, neyse ki…